Fatih başını iki yana sallayarak “Çok iyi ya,” dedi. “Senin zamanında kız gibi okumuşsunuzdur. Şimdi oku da görelim.”
“Haklısın,” dedim, “bizim zamanımızda bu kadar olay yoktu.”
Birden o kadar gevşemiştim ki, ağzımdan kaçırdım. “Ama ben hâlâ oradayım.”
Fatih’in gözlerine sorular hücum etti. “Nasıl yani?”
Artık geriye dönüş yoktu, iyi bir çocuğa benziyordu, fakültede öğretim görevlisi olduğumu açıklamamın bir zararı olmaz diye düşündüm. “Ben bölümde kaldım. Şimdi doktorama devam ediyorum.”
Fatih iyice şaşırmıştı. İki elini de havaya açarak “Deme ya. Ciddi misin?” diye sordu. Gözlerinde büyük bir şaşkınlık vardı.“
Ciddiyim,” dedim.
Fatih sevinç ve şaşkınlıktan ne yapacağını şaşırmış gibiydi. Tepkisi biraz aşırıydı. “İşe bak ya, ben şimdi okuldan bir hocayla mı konuşuyorum?”
Fakültede hoca olmayı ben bile bu kadar önemsememiştim. “Evet,” dedim şakayla karışık ve biraz da kibirle.
Fatih gözlerimin derinliklerine bakarak “Ama ben seni okulda hiç görmedim,” dedi.
Hava kararmak üzereydi. Saatime bakarak “Göremezsin çünkü ben okula gelir gelmez ya derse girerim ya da kütüphanede çalışırım. Ortalıkta dolaşmam. Geç oldu değil mi artık?” diye ayrılma zamanının geldiğini ima ettim.
Sözlerimin sonundaki soruyu duymamış gibiydi. “Ya bir dakika, ben seni hatırlayacağım galiba. Sen kütüphanenin hep o en ucundaki masada çalışan hoca değil misin?”
Parmaklarımla saatimin camını ovalayarak “Evet, oyum,” dedim, “artık gitmem lazım. Sonra zor oluyor.”
Fatih’in yüzü birden anlamsızlaştı. Derin düşüncelere dalmış gibi başını öne eğdi, ayakkabısının burnuyla yerdeki taşa hafif hafif vurmaya başladı. “Beraber kaldığım arkadaşımı geçen gün çok fena benzettiler orada. Belki duymuşsundur; sonra okul da kapandı zaten.”
Fatih’in son sözleri beynimde şok etkisi yapmıştı. Soluğum kesilmişti sanki. Yüzüne yediği darbeyle burnundan kanın oluk gibi masama fışkırdığı öğrencinin görüntüsü beynimde patlamıştı birden.“
Aman Tanrım, o çocuk senin arkadaşın mıydı?”
Fatih üzgün bir şekilde yüzüme bakarak “Evet,” dedi. “Hâlâ çok kötü. Aslında kitapları satabilseydim doktora muayeneye götürecektim önce. Yiyecek için bile paramız yok.”
Gözlerim bulanıklaştı, kendimi kaybetmek üzereydim. Sözcükler ağzımdan kesik kesik ama olağandan daha gür çıkıyordu. “Nerede şimdi?”
Fatih kafasını arkaya çevirdi. Gözlerinin dolduğunu görmemi engellemek istiyordu. “Evde. Dövüldüğü yetmiyormuş gibi işkence de yapmışlar.”
Fatih sol elinin parmaklarıyla gözlerini perdelemeye çalışarak sessizce ağlıyordu. Kollarından tutarak Fatih’i kendime çektim. Başını kaldıramıyor, gözyaşları yanaklarından çenesine doğru süzülüyordu. Benim de gözlerim dolu dolu olmuştu. Parmaklarımın ucuyla çenesinden tutarak başını kaldırdım, ıslak kirpikleriyle sakladığı gözlerine baktım. “Beni ona götür.”
“Haklısın,” dedim, “bizim zamanımızda bu kadar olay yoktu.”
Birden o kadar gevşemiştim ki, ağzımdan kaçırdım. “Ama ben hâlâ oradayım.”
Fatih’in gözlerine sorular hücum etti. “Nasıl yani?”
Artık geriye dönüş yoktu, iyi bir çocuğa benziyordu, fakültede öğretim görevlisi olduğumu açıklamamın bir zararı olmaz diye düşündüm. “Ben bölümde kaldım. Şimdi doktorama devam ediyorum.”
Fatih iyice şaşırmıştı. İki elini de havaya açarak “Deme ya. Ciddi misin?” diye sordu. Gözlerinde büyük bir şaşkınlık vardı.“
Ciddiyim,” dedim.
Fatih sevinç ve şaşkınlıktan ne yapacağını şaşırmış gibiydi. Tepkisi biraz aşırıydı. “İşe bak ya, ben şimdi okuldan bir hocayla mı konuşuyorum?”
Fakültede hoca olmayı ben bile bu kadar önemsememiştim. “Evet,” dedim şakayla karışık ve biraz da kibirle.
Fatih gözlerimin derinliklerine bakarak “Ama ben seni okulda hiç görmedim,” dedi.
Hava kararmak üzereydi. Saatime bakarak “Göremezsin çünkü ben okula gelir gelmez ya derse girerim ya da kütüphanede çalışırım. Ortalıkta dolaşmam. Geç oldu değil mi artık?” diye ayrılma zamanının geldiğini ima ettim.
Sözlerimin sonundaki soruyu duymamış gibiydi. “Ya bir dakika, ben seni hatırlayacağım galiba. Sen kütüphanenin hep o en ucundaki masada çalışan hoca değil misin?”
Parmaklarımla saatimin camını ovalayarak “Evet, oyum,” dedim, “artık gitmem lazım. Sonra zor oluyor.”
Fatih’in yüzü birden anlamsızlaştı. Derin düşüncelere dalmış gibi başını öne eğdi, ayakkabısının burnuyla yerdeki taşa hafif hafif vurmaya başladı. “Beraber kaldığım arkadaşımı geçen gün çok fena benzettiler orada. Belki duymuşsundur; sonra okul da kapandı zaten.”
Fatih’in son sözleri beynimde şok etkisi yapmıştı. Soluğum kesilmişti sanki. Yüzüne yediği darbeyle burnundan kanın oluk gibi masama fışkırdığı öğrencinin görüntüsü beynimde patlamıştı birden.“
Aman Tanrım, o çocuk senin arkadaşın mıydı?”
Fatih üzgün bir şekilde yüzüme bakarak “Evet,” dedi. “Hâlâ çok kötü. Aslında kitapları satabilseydim doktora muayeneye götürecektim önce. Yiyecek için bile paramız yok.”
Gözlerim bulanıklaştı, kendimi kaybetmek üzereydim. Sözcükler ağzımdan kesik kesik ama olağandan daha gür çıkıyordu. “Nerede şimdi?”
Fatih kafasını arkaya çevirdi. Gözlerinin dolduğunu görmemi engellemek istiyordu. “Evde. Dövüldüğü yetmiyormuş gibi işkence de yapmışlar.”
Fatih sol elinin parmaklarıyla gözlerini perdelemeye çalışarak sessizce ağlıyordu. Kollarından tutarak Fatih’i kendime çektim. Başını kaldıramıyor, gözyaşları yanaklarından çenesine doğru süzülüyordu. Benim de gözlerim dolu dolu olmuştu. Parmaklarımın ucuyla çenesinden tutarak başını kaldırdım, ıslak kirpikleriyle sakladığı gözlerine baktım. “Beni ona götür.”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder